Türk adının kökeni ve eskiliği üzerine yapılan araştırmalar, 4000 yıllık Türk tarihine dayanarak farklı kaynaklarda ele alınmıştır. Antik Yunan, Roma, Çin ve Orta Doğu kaynaklarında Targita, Tyrkae, Tyrcae, Togharma, Turukha, Thraklar, Turukku, Tik (Di) ve Troia’lılar gibi isimlerle anılmıştır.
Tevrat ve Zend-Avesta gibi kutsal metinlerde de Türk adının izleri aranmış, Nuh’un torunu Yafes’in oğlu olarak gösterilmiştir.
Bizans, Arap, Fars ve Rus kaynaklarında Turkoi, Turan, Etrak, Tork veya Torki gibi farklı adlarla anılan Türklerin kökeniyle ilgili mitolojik ve tarihî anlatımlarda çeşitli farklılıklar bulunmaktadır.
TÜRK ADININ TELAFFUZU
Türk kelimesinin telaffuzu üzerine yapılan araştırmalar, kelimenin M.Ö. dönemlerde dahi tek heceli olarak söylenmiş olabileceğini öne sürse de, ilk kez Kök-Türkler döneminde (M.S. 6-8. yüzyıllar) bu şekilde kullanıldığı bilinmektedir. Çin kaynaklarında Tu-küe olarak geçen kelimenin, Törük-Türük biçimlerinden evrilerek Türk şekline ulaştığı kabul edilmektedir. Bu bağlamda, Türküt (P. Pelliot) ve Türkü (R. Clauson) gibi öneriler olsa da, Kök-Türk yazıtlarında geçen Türük biçimi daha yaygın kabul görmüştür. Sonuç olarak, Çin kaynaklarında iki heceli olarak geçen T’ukü zamanla Türük, ardından Türk biçimine dönüşmüştür.
TÜRK ADININ ANLAMI
Türk kelimesi, tarih boyunca farklı milletler tarafından çeşitli anlamlarla kullanılmıştır. Çin kaynaklarında miğfer, Pers metinlerinde Turanlı, Bizans kaynaklarında kudretli Hun anlamına gelirken, Uygurlar döneminde güç ve nizam, Çağatayca ve Bâbürname’de yiğit, Selçuklular döneminde göçebe halkı tanımlamak için kullanılmıştır. Kaşgarlı Mahmud, Türk adını Nuh’un oğluna dayandırarak olgunluk anlamında yorumlamış, Araplar ise terk edilmiş kavim olarak değerlendirmiştir. 19. ve 20. yüzyılda Ahmed Vefik Paşa kelimeyi köylü ve sade halk olarak açıklarken, bazı araştırmacılar türe-mek fiilinden geldiğini ve yaratılmış anlamına geldiğini savunmuştur. G. Clauson ve G. Nemeth kelimenin güçlü anlamı kazandığını, İbrahim Kafesoğlu ise varlık, güç ve olgunluk sırasıyla gelişen anlamlar taşıdığını belirtmiştir. Türk adı, M.Ö. son bin yılda ortaya çıkmış ve zamanla belirli bir halk topluluğunun kimliği haline gelmiştir.
TÜRK KELİMESİNDEN TÜRK MİLLETİNE
Türk kelimesi, tarih boyunca farklı alt kimlikleri birleştiren üst kimlik olarak kullanılmıştır. Kök-Türkler döneminde devlet kurucu bir boyun adı olarak ortaya çıkmış, İslam kaynaklarında yaygınlaşarak Doğu Avrupa’daki Türk boylarını da kapsayan bir anlam kazanmıştır. Karahanlılar ve Selçuklular, devlet adlarında doğrudan Türk ismini taşımamış olsa da komşuları tarafından bu adla anılmıştır.
11. yüzyılda Batı Asya’ya taşınan Türk adı, Avrupalılar tarafından “Turkia” olarak kullanılmıştır. Oğuz, Kazak, Özbek, Kırgız, Tatar, Uygur gibi adlarla anılan topluluklar farklı siyasi gelişmelerle ayrışsa da dilleri ortak kalmıştır. Türkler, Müslüman olduktan sonra Türklük ve İslamiyet kavramları iç içe geçmiş, batıda “Türk olmak” Müslümanlaşmakla eş anlamlı hale gelmiştir.
TÜRKLERİN İLK ANAYURDU
Türklerin ilk anayurdu hakkında farklı görüşler olsa da araştırmalar, Altay ve Sayan Dağları çevresi ile bu dağların kuzeybatısının Türklerin en eski yurdu olduğunu göstermektedir. Göçlerle farklı bölgelere yayılan Hunlar, Kök-Türkler, Uygurlar, Oğuzlar, Kırgızlar, Tatarlar gibi Türk boyları, geniş bir coğrafyada devletler kurmuş, ancak anayurtları tamamen terk edilmemiştir. Batılı araştırmacılar, Türklerin sürekli göç eden bir millet olduğunu öne sürse de, Türkistan, Altaylar, Tanrı Dağları ve Yayık (Ural) Dağları gibi bölgeler tarih boyunca Türklerin yaşam alanı olmuştur. Dilbilim ve arkeolojik bulgular, M.Ö. 2000’lerden itibaren Türklerin bu geniş bölgelerde yaşadığını ve zamanla doğuya, batıya ve güneye yayıldığını göstermektedir.
PROTO TÜRK KÜLTÜR TARİHİ
Kelteminar Kültürü
(M.Ö. 5000-3000)
Bu kültür, Türkmenistan ve Kazakistan bozkırlarında gelişmiş ve Derya, Zerefşan ve Uzboy nehirleri boyunca yayılmıştır. Yuvarlak ve dikdörtgen planlı evler inşa edilmiş, balıkçılık ve avcılık temel geçim kaynakları olmuştur. Balık ağı ağırlıkları, oltalar, zıpkınlar ve çakmak taşından yapılmış ok uçları Kelteminar Kültürü’nün önemli buluntuları arasındadır. Sığır ve koyun yetiştirilmemiş, daha çok alageyik, karaca ve at gibi hayvanlar beslenmiştir.
Anav Kültürü
(M.Ö. 4000-1000)
Türkistan’ın bilinen en eski yerleşim kültürlerinden biri olan Anav Kültürü, Aşkabat yakınlarında ortaya çıkmıştır. Bu dönemde yaşayan insanlar, kerpiçten evler yapmış, tarımla uğraşmış, hayvan beslemiş ve kumaş dokumayı öğrenmişlerdir. Arkeolojik buluntular arasında bakırdan süs eşyaları, arpa ve buğday öğütme taşları bulunmuştur. Atın evcilleştirilmesine dair en eski kanıtlar bu kültüre aittir. Bu kültürün insanlarının Hindistan ve Mezopotamya’ya göç ederek Sümer ve Mohenjo-daro kültürlerine katkı sağladığı öne sürülmektedir.
Afanasyevo Kültürü
(M.Ö. 3000-1700)
Türklerin en eski atalarından biriyle ilişkilendirilen Afanasyevo Kültürü, Altay Dağları ve Minusinsk bölgesinde ortaya çıkmıştır. Çeşitli bakır süs eşyaları, çakmak taşından yapılmış ok uçları, kemik iğneler, bıçaklar ve tunç işleme aletleri bu kültürün önemli buluntularıdır. Avcılıkla birlikte at ve koyun yetiştiriciliği de yapılmıştır.
Andronovo Kültürü
(M.Ö. 1700-1200)
Afanasyevo Kültürü’nün devamı niteliğinde olan Andronovo Kültürü, Altaylar ve Minusinsk bölgesinde gelişmiştir. Tunç işçiliği gelişmiş, geniş ağızlı süslü kaplar, saplı baltalar, hançerler ve inci küpeler üretilmiştir. At kalıntıları, bu kültürde atlı savaşçı geleneğinin başladığını göstermektedir. Çin’in tunç işçiliğini Andronovo insanının öğrettiği düşünülmektedir. Bu kültürde at ve koyunun yanı sıra deve ve sığır da beslenmeye başlanmıştır.
Karasuk Kültürü
(M.Ö. 1200-700)
Karasuk Kültürü, Altaylar, Yenisey Nehri ve İrtiş çevresinde gelişmiştir. İlk defa demir işçiliği bu dönemde başlamış, tunç ve bakırın kalitesini artırmak için arsenik ve kalay kullanılmıştır. Dört tekerlekli arabalar, keçeden çadırlar ve mezarlara yiyecek bırakma geleneği gibi eski Türk adetleri bu kültürde görülmüştür. Dokumacılık gelişmiş ve koyun yününden elbise yapımı başlamıştır.
Tagar – Taştık Kültürü
(M.Ö. 700-M.S. 100)
Tagar Kültürü, Karasuk Kültürü’nün devamı olup Minusinsk bölgesinde gelişmiştir. Tunç ve altından yapılan süs eşyaları, hançerler, ok uçları ve üç ayaklı kazanlar bulunmuştur. Taştık Kültürü, Tagar Kültürü’nün bir evrimi olarak gelişmiş, ahşap ve kubbeli evler inşa edilmiştir. Ahşap konutlar, Türk otağı geleneğinin erken örneklerini yansıtmaktadır. Hayvan figürleriyle süslenmiş tunç heykeller ve kaya resimleri, eski Türk sanatının izlerini taşımaktadır.
Sonuç olarak, bu kültürlerin tamamı Türklerin atalarıyla yakından ilişkili olup, Orta Asya’da Türk Bozkır Kültürü’nün temellerini oluşturmuştur. Mezarlara yiyecek bırakma, at yetiştiriciliği, tunç ve demir işçiliği, hayvan üslubu sanatı gibi birçok özellik, Türk kültürünün sürekliliğini kanıtlamaktadır.